Turuncu ve Mavi

Maviden kopamayan bir turuncu öyküsü…

Cevdet 6 aylık

Yazan: kisd Kasım 3, 2009

3 Kasım geldi ve yarım yaş bitti. Bence 40 günden sonrası çoğu zaman zor olsa da hızlı geçti. Ailemin desteğini unutamam tabii ki. Annemlerle geçirdiğim 3 ayda en zor zamanları atlattık. Şu anda hala yer yer zorluklar yaşasak da yalnız başına halledilebilecek türden zorluklar oluyor bunlar.

Bir özet ve kendimce ilginç bulduğum şeylerden bir buket:

- Cevdet 2 dişli :)

- Cevdet çorba, meyvesuyu ve püresi yiyor.

- Dönebilse de dönmemeyi tercih ediyor, yatmayı veya yüzüstü durumda kalmayı zinhar sevöiyor ve istemiyor. Mümkünse oturacak değilse ayakta yardımla durup bir sağ bir sol bacağa ağırlık vermek suretiyle haylazlık yapacak

- Keyifli uyanmışsa bir müddet yatağında kendi kendine konuşuyor, beni görünce gülümsüyor.

- Keyifsiz uyanmışsa hiç bir güç onu yatağında tutamaz.

- Gece emmelerindden sonra memei bırakır bırakmaz büyük bir hızla sırtını bana dönüp uyuyuveriyor. Bu çok komik bence.

- Gece emmelerinde bile sanki günlerce aç bırakmışızcasına mmmhhh sesleri çıkarıyor.

- İstediği oyuncak veya eşyaya ulaşabilmek için önce uzanıyor, yetişemezse bir elinden destek alarak tekrar uzanıyor, yine yetişemezse kendini yere atıp öylece kalıyor.

- Biz yemek yerken ağzını şapırdatıyor. O yüzden mama sandalyesine oturtup yemek yerken arada Cevdet’e çorbasını veriyoruz.

- Babası gelince çok seviniyor, kollar bacaklar hızla çırpılmaya başlıyor.

- Aynada kendini görünce dünyanın en mutlu bebesi oluyor. Kendinden utanıyor bazen.

- Baba demeye başladı. Bilinçli mi bilemiyoruz henüz.

- İstemediği şeyleri itiyor, bu babası olsa bile. Bana gelmek istediğinde babasını da itiyor.

- Giysi etiketleri, oyuncak etiketleri gibi ıvır zıvırdan sarkan küçük kumaş parçalarına çok ilgisi var. dakikalarca o küçük kumaşları çekerek oyalanabiliyor. Sonunda sinirlenip kızarıyor ve ben hemen ortamı değiştiriyorum.

- Televizyon açıksa dikkatle bakıyor. Hemen kapatıyoruz. Ara sıra hala açık mı diye kontrol ediyor.

- Hala pek saçı yok. Sanırım 1.5 yaşına kadar kel gidecek.

- Beğendiği bir müzik olursa hemen gülümsüyor ve bana bakıyor. Elinin altındaki şeylere vurup pat pat yapmayı seviyor.

Bişiy daha vardı ama hatırlayamadım, hatırlayınca yazarım.

Yazı kategorisi: Uncategorized | 3 Yorum »

Hayal dükkanı

Yazan: kisd Kasım 1, 2009

Burada herşeye ulaşmak mümkün biliyor musunuz? Mesela yarın internetten aldığım suluboyalarıma kavuşmayı bekliyorum. Hayallerim var, suya çizeceğim. Beklentilerim var hayattan, yavaş da olsa ilerlemek istediğim. Bebek adımları ile de olsa… sınırsızdır hayal dükkanının malları.

Minik maviş 4 aylıktan beri ayaklarının üstüne basmaktan zevk alan ve çığlıklar atarak ayakta duran bir bebek. Buraya geldiğimizden beri -9 gün olmuş bile- iyice abarttı. Ellerinden tutup oturtmaya çabaladığımızda doğruca ayağa… beraber oturup oynadığımız zaman sıkıldığında bana tırmanıp ayağa kalkmaya çalışıyor. Oysa ki ben önce emeklesin istiyorum. Böyle doğrudan ayağa kalkınca sanki bişeyler eksik kalacak gibi. İşin fenası yüzüstü durmaktan hiç mi hiç hoşlanmaz kendisi. Bu nedenle emeklemeye yönelik çaba sıfır. Ama biyerlere tutunup kalkmaya çalışıyor henüz tam olarak nerden güç alacağını akıl edemedi, ne olacağını merakla takip ediyorum. Dün akşam babasının gelmesinin şerefine 9:30 a kadar uyanık kaldı. Belki sabah geç kalkar diye umutlanırken 6:11de hep beraber Ali Baba’nın çiftliğini söylüyorduk. Ben de poposuna pot pot vurup güldürürken hissettiğim kaka kokusunu ve sonra da bütün üst-başı kendi elim yüzünden değiştirmek zorunda kaldığımı da sıkıştırayım araya.

Ve evet hayal dükkanı… Lohusalıktan arta kalanları istifleme ve derleme çabası… Çılgınca yağan yağmura karşı çay içerek üzümlü kek yerken nerde kekin yarısı? Sabah brunch -bunun Türkçe hali geç kahvaltı di mi?- için çıktık. Artık bizim süksemiz sona ermiş durumda. Bütün tezahüratlar Cevdet beyefendiye. Ama yavaş yavaş gelinecek, yoksa korkabilir. Kavuna bayılıyor, kavunla oyalarken biz de kahvaltımızı rahat rahat yapabiliyoruz. Doyunca da eline salatalık verdik, kemirdi, üstü başı battı, bu hale pek sevindi. hayal dükkanında salatalık da var, kavun da. Zihnimin bir kompartmanı yok ki Cevdet’ten bihaber kalmış olsun, boş olsun da başka şeyler doldurayım. Kumanda, cep telefonu gibi şeylerde bu miniği nasıl uzak tutayım?

İşte daldan dala atlıyoruz… ellerimle oynamayı çok sever kerata. Bi de beraber yatakta yuvarlanırken çok mutluyuz. Hayal dükkanı mı demiştim, boyalar gelsin bakalım. Zihnimde imgeler neresinden tutsam dağılacak müphem gölgeler halinde. Eşime söyliyim de bana bi kontrplak bulsun. 30 derece açı sağlayacak şekilde bir tahta çakarsak arkasına ilkel ama muhteşem bir suluboya masamız olur. Ben şu rahle denen şeye bayılırım bi de. Enişteme hediye gelmiş ne alakadır çözemedik ama o kadar güzeldi ki. Sedef kakmalı ahşap işçiliği ile tam bir sanat eseri. Hani alıp da içine de şöyle kalın bir elyazması koyup okuyasınız gelir. 30 derece eğimli yüzeyin anımsattıklarına bak hayat.

Cevdet’i en son 3 aylıkken doktor kontrolüne götürdüm. 4. ay tartı ve boy ölçümünü ve aşılarını sağlık ocağında hallettik. 5. ay ise yerimiz dar modundaydık. Anne doktor sağlıklı bebeğin doktorda ne işi var teziyle bizi evden salmadı :) Haftaya pazar azmettik burda pek memnun kalınan Çapa mezunu bir çocuk doktoru hanım varmış, hem aşılar, hem ölçümler, hem de katı gıda meselesi için gidelim diyoruz. Bakalım ne olcek?

Bizim Canon 40D eşimin ofisindeymiş. Alıp da dağlara çıkası varmış da salmıyorlarmış. Deli misin gidersen döneceğin meçhul dedim. Biliyorum ama gün doğumunda manzara çok güzelmiş dedi. dondum.

Hayal dükkanında gün doğumu da satacağım.

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Yağmur içime içime içime yağıyor

Yazan: kisd Ekim 31, 2009

İçimdeki kuraklık bitmiyor der Feridun Düzağaç. Bir hayli düşünürdüm dinlerken, adana’da uzun yıllar yaşamış biri olarak sıcak iklim çocuğunu bu kadar depresif hale getiren nedir ki? Allah kimsenin içini bu denli kurutmasın, amin!

Dün gece yağmur hiç dinmedi, çatıya indikçe uykumuza tatlı bir ninni gibi eşlik etti. 2 gecedir Cevdet 3 defa uyanıyor ve ben çok mutluyum. Uyanma sayısının 3e inmiş olabileceğine inanmak istiyorum :) Umarım giderek de azalır ama şu anda şükreder haldeyim. Dün gece yalnızdık malum. Bir ara yanıma almışım Cevdet’i. Aldığıma alacağıma pişman oldum, ayaklarını bana dayıyor, battaniyeye dolandı üstüm açık kaldı. Kollarını açarak uyuyor iki kişilik yatakta kenara sıkıştım. Sonunda bir sonraki emmeyle birlikte kendisini yatağına gönderdim ve huzur içindeki bireysel uykuma döndüm. Komiğiz. Çook komiğiz. sabah uyandık tabi yine 6:22 gibi bir saatti. Baktım sular yok, bidon usul yüzümü yıkadım açıldım. Oynadık yatakta döndük baktım esniyor, baktım 1.5 saat geçmiş bile. Hadi kuş dedim sen biraz daha uyu ben de bir kahvaltı edeyim. Tam bir kahvaltı miktarı uyuyup uyandı. Öğle uykusunu da kısa uyumuştu. Odada yapabileceğimiz aktiviteler sona erip  mızıldamalar başlayınca yine bahçeye çıktık. Hava serin ama güzel, en azından tertemiz. Dağlar bulutlarla uyum içinde şahane bir görüntü var. Cevdet bahçeye çıkınca pek seviniyor, kendi kendine etrafı baya inceliyor, mutlu orada. Yarım saatten fazla oyalandık, güllere, ağaçlara, dağlara ve ilk defa gördüğüm renkli kuyruklu kuşlara baktık. Sonra odaya döndük ve temiz havadan mayışık kuşum uyudu. Uzunca uyudu biraz maşallah. Çay içebildim, tek lüksüm zira şu anda. Bi de internet var, en büyük lüksüm evet.

Bu gece de 3 kez uyansın canımı yesin.

Size 2 dişli fotomuzu çektik bu arada. Biz az resim yükleyenlerdeniz malum, idare edin.Cevdet-Adana 325

Yazı kategorisi: Uncategorized | 7 Yorum »

Aşrı aşrı memlekete…

Yazan: kisd Ekim 30, 2009

 

Elektrikler son 2 gündür sık sık kesiliyor. Kısa süreli kesintilerin biri Cevdet’in uyuduğu, benim internette kendimi dünyalı gibi hissettiğim dakikalar geçirdiğim özel zamanıma denk geldi.
İnterneti seviyorum. hayal gücümün sınırlarını zorlamama yardımcı oluyor. Aklıma gelen bir fikri çok boyutlu zenginleştirebilmeme yardımcı oluyor. Bu dağ başında bile hızlı bir şekilde dünyayla kucaklaşabilmek
muhteşem bir his. Yüksek yüksek tepelere de ev kurulabilir artık. Aşrı aşrı memlekete kızlar gelin gidebilir…
Ben ABD’ye gelin gittiydim. 18 haziranda 5 senemiz doldu. 900 dolara kiralanmış 2 oda bir salon küçük bir evde, kiralanmış eşyalarla ve tanıdıklardan derlenmiş bir mutfakla başlamıştı evlilik serüvenimiz. Bitanemis o zaman
master yapmakta ben de evin lojistik-tedarik işlerine bakmakta idim. Bence dünyanın en cennet köşelerinden biriydi San Francisco’ya 2 saat mesafedeki o küçük şehir. Buz gibi okyanus suyuna ayaklamrımı sokamadan geri dönsem de
hayatımda geçirdiğim en güzel 9 aydı diyebilirim. En sevdiğin insanla beraber kimsenin size karışamayacağı kadar uzakta olmak muhteşemdi. Her aklımıza estiğinde arabaya atlayıp ıssız okyanus yakınlarına gitmek, gecenin bir yarısı
aklımıza esip San Francisco’ya akmak ve bunları gençlik enerjisiyle yapmak..ah özlüyorum be blog. Çok uyurdum o zamanlar. Endüstri müh. eğitiminin en zor dönemi son dönem değildir ama tez beni bitirmişti. Tezin verdiği yorgunluğu
aylarca uyuyarak atlattım işte. Daldan dala atlıyorum, ordaki insanların kendilerine ve doğaya saygısı büyüktü. Piknik alanları, yollar ve parklar çöpsüz-bakımlıydı. Okyanus diplerine evlerden bir set çekilmemişti mesela.
Çok imrendiğimi ve paylaşılan güzellikleri doya doya yaşamaya çalıştıımı söylemeliyim. İstanbul gibi nefis bir şehrin nasıl da umarsızca ve bencilce yok edildiğine en çok İstanbul’dan en uzaktayken üzüldüğümü de eklemeliyim.

Elektrikler geldi. Şükür ki miniş hala uyuyor. Bitanemis 2 günlüğüne şehir dışına çıktı. hayatımda ilk defa bebeğimle yalnız gece geçireceğim. Ne acaip… ABD , İstanbul, sonra bebek ve burası. Hayat işte… Memnunum çok. Herşeyi deneyimliyorum. Büyük resmin tamamını henüz bilmediğim için bir kaç sene sonra bu deneyimin bana ne avantajlar katacağını henüz kestiremesem de… halimden memnunum.

Bu yazı çok kişisel bir geyik oldu, vaktinden çaldıklarımdan özür dilerim.Sanki kendimle sohbet eder gibi yazdım, hoşuma gitti.

 

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Cevdet sosyal kelebek, anne ipek böceği.

Yazan: kisd Ekim 28, 2009

Cevdet insan sever, annesinden başka insanları da görmek ister, kalabalıktan hoşlanır. Çocuk sever, parkta oynayan miniklere atlamaya bayılır, yürümeyi bırakın emekleyemese bile çocukların arkasından atlayası gelir, nasıl gideceğini düşünemez bile. Evde sıkılınca yine bahçeye çıkardım. Hava yağmur sonrası serince… Şimdi yine başladı yağmur ama o zaman durmuştu işte. Taşlara, dağlara, ağaçlara… teker teker baktık. Islak köy kokusu iliklerimizde… Kimsecikler yoktu dışarda havadan sebep. Aslında yalnız olsan yün şalına sarınıp sıcak bir içecek içecek havaydı serin bahçede, kamelyanın kıyıcığında. Neyse… Şu anda bişeyler içmeye çabaladığımda miniğim hep ortak çıkıyor. Kucağımda ise büyük tehlike. Başka şeylere kanmıyor, illa benim içtiğim şey olacak. İşte böyle…

Dışarda içeri yürürken giriş kapısının yanındaki ev kapısını tıklatıp 9 aylık ege abiyle tanıştık. Cevdetle birbirlerini uzun uzun incelediler. Biz de Ege’nin annesiyle hoş-beş ettik, tanıştık. Onlar yere halıfleks yaptırmış, oda daha büyük görünüyordu. Acilen halıları gönderip halıfleks yaptırmak istiyorum. Ferah olsun, geniş gözüksün. Ege’yi görünce 3 ay sonra bebişimin nasıl olacağını düşünmeye başladım. 3 ay önce yeni yeni etrafını tanımış, ellerini keşfeden, içten gülmeye yeni başlamış bir insan tomurcuğuydu. Şimdi bambaşka. 3 ay sonra daha da başka olacak. Sabırsızlanıyorum ve zaman hızlı akıyor. Bir de burada haftanın günleri yok. Bugün ne mesela hiç bilmiyorum, bilmemin de anlamı yok. İstanbul, çalışma hayatı falan uzakta serap gibi. Şimdi bu bir odalı yerde bebeğimi büyütüp huzur içinde yaşamaktan başka kaygım yok. Aslında koşturasım, deliler gibi fotoğraf çekesim falan var ama zamanı var. Cevdet büyüsün 2-3  yaşına gelsin, sonra annesi alsın makinesini Avrupa’ya gitsin mesela. Olamaz mı? Hep beraber gitsinler ya da, bir kaç sene de Avrupa’da yaşasak mesela. Dünya sakini olsak, ülke aidiyetimizi koparsaki kimlik kısıtlarından bağımsız, önyargılardan azade yaşasak. Cevdet sadece “insan” olma bilinciyle büyüse mesela. Bu dağlarda kopan fırtınayı anlamlandıramayacak kadar kavga ve kimlik yabancı gelse ona… Olamaz mı?

Suluboya yapacağım, yağlıboya uzun sürüyor, Cevdetle bitmez. İkindi uykusu uzunca, o zaman yapabilirim gibi hissediyorum. Dediğim gibi iflah olmaz bir iyimserim.

2 koli 1 çanta hala kapalı. Şuna karar verdim biz dağınık bir aileyiz. Her daim öğrenci evi modundayız. Bizim yaşadığımız hiç bir ve normal eve benzemedi şimdiye kadar. Temizlikçim sizin ev kalkıp gidecek gibi derdi de gülerdim ama haklıymış. Kadıncağızın bizim eve şekil şimal veresi gelirdi. Burayı görse kimbilir ne der.

Ama ne bilsin… Her daim göçebeyim ben doğduğumdan beri.

Yazı kategorisi: Uncategorized | 6 Yorum »

5:30

Yazan: kisd Ekim 27, 2009

Yeliz’in yazısında okuyunca ben de yazmak istedim. Saatler geri alındı ya, 6:30 da uyanan kuşumuz artık 5:30da ayakta. Bunu düzeltmenin bir yolu var mı? Zaten aylardır Cevdet beyden hemen sonra uyumayı alışkanlık haline getirdim. Akşam çalışmak isteyen eşim bu yüzden çok memnun. İkiniz de uyuyorsunuz, bişey kaçırmıyorum diyor.

Yerleşme konusunda ilerleme var. Nihayet banyoyu ve odayı temizleyebildim. Banyo banyoya benzedi. Banyo zeminine papatyalı turkuaz yumoş halılarımı serdim içim ferahladı. Mutfak da tamam. Geriye açılmamış 2 koli -ki birinin içinde Ankara’dan aldığımız oyuncak vb. şeyler var, diğerinde de hobi malzemelerim- ve bir küçük kıyafet çantası kaldı. Hobi malzemelerimi de getirmişim. Cevdete rağmen bişeyler yapabileceğine inanan sonsuz iyimser bir insanım dostlar:) Odada dağınıklık namına raflar ve şifonyerin üstü kaldı. İçinden nasıl çıkacağımı bilemediğim bir sürü ufak ıvır zıvır var. Ortada durunca dağınık duruyor, kaldıracak yer yok. Bilumum şarj aletlerini komodinin çekmecesine koydum ama ya diğer ıncık-cıncık. Bana IKEA’nın KASSETT kutularının en küçük boyundan beyaz renkte lazım bunları toplamak için, 6 tane yeter de artar bile. Bu konuda yardımcı olabilecek birisi varsa acaip mutlu olurum.

Odadaki eşyaları eşim yerleştirmişti, bazı şeylerin de yerini değiştirmek gerekiyor. Mesela TV için duvara monte sistem yapmış ki çok mantıklı, ama o kadar yükseğe monte etmişler ki seyredemiyorum. Hoş zaten pek TV aramıyorum ama kimi zaman seyretmek isteyeceğim şeyler oluyor, başımı kaldırmaktan boynum ağrıyıp vazgeçiyorum. Epey komik bi durum. Hatta geçen gün kahvaltıda haber seyrederken kendisi de hakkını verdi, harbiden yğksek olmuş dedi yani.  :)

Cevdet bu sabah otururken kendini öne doğru atıp uzanmak suretiyle emekleme yolunda bizce küçük kendince büyük bir adım attı. Daha önce de kendini atıyordu ama ben tutuyordum, bu sefer canı acımadan tek başına iniş yapmayı başardı. Ankara’da dişleri ikiledik bu arada. Bi de bu günlerde ağzıyla sürekli köpük yapyor ve dilini farklı şekillere getirip getirip gülüyor. Bu oğlan benden de deli çıktı. Dudaklarını yalıyor falan. Ah pek şirin. Annemle konuştuk sabah -bugün doğum günü- çok özlemiş Cevdet’i. Koklaya koklaya öp dedi, içim acıdı. Annem bebeğimi beni sevdiğinden daha çok seviyor galiba. İyi ki internet ve iyi ki görüntülü konuşma hizmeti veren programlar var.

Bu sabah 8:40 gibi Cevdet evde sıkıldı, bahçeye çıkardım. Bahçede çok mutlu. Tabi o saatte bizden başka kimse yoktu ama bebiş ona da razı. Hava alınca seviniyor şekerim. Hava bozdu şimdi. Çok soğuk olmadıkça ve deli rüzgarlar esmedikçe çıkarırım dışarı. Sevinsin, gülsün, neşe içinde büyüsün.

 

Yazı kategorisi: Uncategorized | 3 Yorum »

Doğuda bir yerde…

Yazan: kisd Ekim 25, 2009

İşte or’dayım. doğuda bir yerde… Kulaklara şaka gibi gelebilir, Gabar’dayım. Hayat kadar gerçek, hayat kadar…

Adana’dan hüzünlü ayrıldık. Güzel ve bebeğim sağolsun zahmetsiz bir uçak yolculuğu sonrasında Ankara’ya vardık. Ankara’da çok sevgili arkadaşlarımızın evinde çok keyifli bir hafta geçirdik. Bol bol gezdik, alışverişlerimizi tamamladık. Kuğulu parkta oturduk sevgiliyle, Tunalı Mothercare’dan gönlümüzce alışveriş yaptık, vitrinlere baktık. Bütün bunlar olurken sağolsun Cevcük çok az mızıklandı, tek derdi kucak ve kaçmaması gereken uyku sinyalleri oldu. Bir kaç kere pusetinde uyuyarak bize destek oldu. Arkadaşlarımızın 15 aylık kızına atlamak istedi, onları çok sevdi, adeta ikinci evi belledi orayı. Dilayram’ın tavsiye ettiği yerde kaşlarımı aldırıp akça pakça oldum. Ankara bu sefer bana çok iyi geldi açıkçası.

Sonra bir cuma öğle vaktinde tekrar düştük yollara. Uçakta kaka yapan Cevdet bey daracık uçak tuvaletinin konforsuzluğundan memnun kalmadı. Uykusu geldi uyuyamayınca çok ağladı. Sonunda memede sızdı. İyi ki öyle olmuş, o sayede 2.5 saatlik Mardin-Cizre yolunu uyuyarak atlattı. Cizre’den market alışverişimizi yaptık. Akçay yolunda Kasrik’te akşam yemeği için mola verdik. Ömrümde yediğim en lezzetli pirzola ızgarayı yedim diyebilirim (bol acılı idi). 8 gibi Akçay’da idik. Cevdet uyuyordu, eve girdik.

Tek oda… O kadar. Ama sevimli, sıcak, bana mutluluk getireceğini fısıldayan güzel bir enerjisi var. Dünden beri yerleşmeye çabalıyorum. Valizler boşalıyor, kutular boşalıyor, sevgilinin gelişigüzel önceden yerleştirdiği eşyalar çıkarılıyor tekrar yerleştiriliyor. Bütün bu işler Cevdetle zor oluyor. Öğlene kadar ilgisizliğe bir nebze tahammül edebilen Cevdet paşa öğleden sonra kesinlikle ilgi paylaşmıyor, kızıyor. Bu hızla kaç günde yerleşirim bilemiyorum. Bir an önce yerleşip tüm dikkatimi bebeğime vermek istiyorum artık.

Bu sabah brunch yaptık burda, yeşilliklerin arasında. Cevdet ilk defa kavun tattı ve çok beğendi. Çok mutluyuz maşallah. Eşin yanı başka imiş. Her ne kadar sabah 10:30 gibi 2 saatlik işim var deyip çıkmış ve 16:01 itibariyle hala gelmemiş olsa da:) İşi çok stresli ve yoğun, bizi gördükçe mutlu oluyor. Bi de burası tam eve benzerse herşey çok güzel olacak. İyi dileklerinizden ve duanızdan besleniyorum. Hepinizi çok seviyorum.

Yazı kategorisi: Uncategorized | 16 Yorum »

Yine yollar, yolculuklar

Yazan: kisd Ekim 16, 2009

12 senedir göçebeyim, yerim yurdum hem var hem yok. Evimi sırtlamış geziyorum 12 yıldır. Ver elini İzmir, ver elini İstanbul, Monterey, San Francisco, İstanbul, Adana, Ankara, Şırnak… Beraberimde ilk başta sadece bir valiz vardı. Sonra bir aşk sonra da bir boncuk eklendi beraberimdekilere.

Yarın sabah yaklaşık 3 aydır yayılmış yaşadığımız anne evinden ayrılıyoruz yine. Halbuki alışmıştık annenin yardımına, kardeşin desteğine… Özgürce duş alabilmeye, kahvaltı ederken birilerinin Cevdetle oynamasına, Cevdet’in evin her ferdinden yeni birşey öğrenmesine. Gidiyoruz bakalım başka bir şehirde ne gibi maceralar bizi bekliyor. Yarın sabah Ankara’ya uçuyoruz, haftaya cuma ise Mardin üzerinden Şırnak yolcusuyuz, şans dileyin bizlere.

Ankara’dan yazamam herhalde. Arkadaşlarda kalcağız evde internet yokmuş henüz. Onlar da yeni taşındı sayılır. 2 aydır ordalar. Cevdet delisi artık oturuyor, bazı şeylerden tutunup ayakta kalabiliyor, ismi söylenince dönüp bakıyor, çok değişti çoook… Babası ile kavuşmaya saatler kaldı işte. Sayılı gün gerçekten nasıl olduğunu anlamadan geçip gitti. Darısı önümüzdeki 1,5 yılın başına…

GÖRÜŞMEK ÜZERE.

Yazı kategorisi: Uncategorized | 2 Yorum »

Herşey değişir

Yazan: kisd Ekim 10, 2009

Değişip dönüşüyoruz. Zaman geçtikçe ve olaylar nehrinde kürek çektikçe değişiyoruz. Hücrelerimiz her an başkalaşıyor. Zihnimiz biriktirdikleriyle dönüşüyor başkalaşıyor. Kimse aynı kalmaz, artıp azalmak bir bakıma kendi seçtiğimiz bir kader. Artmayı seçiyorum. Cevdet’e her baktığımda artıyorum. Bazen sanıyorum ki azalmışım, artık resim yapamadığımı, yazı yazamadığımı ve hatta para kazanmadığımı düşündükçe azalma korkusu yerleşiyor içime. Şeytani bir his bence. Oysa bir insan mucizesi çoğalıyor karşımda her an, niye küçük çakıl taşlarını kıyas ediyorum ki parlak elmasımla.

Elmasım oturuyor artık. 10 dkdan fazla tek başına, desteksiz… Kırmızı topuyla konuşuyor, ellerinde sürekli salladığı şıngır şıngır bişeyler. Havuç, salatalık, biber kemiriyor. Armut ve elma suları ve kimi zaman püresi ile farklı tatlara alışıyor. Gece yine bölük pörçük uyuyoruz. Buna da sabrediyoruz çünkü artıyoruz sürekli. Oturunca hele de dişi gözükünce o kadar tuhaf oluyorum ki… O bir kaç günlükken hissettiğim çaresizliği ve tek yönlü iletişim günlerimizi hatırlıyorum. Sonra binlerce kez şükrediyorum sürekli tekamül halinde olan bu süreci yaratana.

Cevdet, aşkım diyorum. Annem ve kardeşim laf atınca utanıp başını göğsüme sokuyor, inanılmaz tatlı. Kollar bacaklar ayrı oynuyor. İnsan kendi yavrusunu başka seviyor.

Yazı kategorisi: Uncategorized | 4 Yorum »

5 ay bir kadın bir anne, sonra bir diş aniden, hayret

Yazan: kisd Ekim 3, 2009

Bugün 5 ayı bitirdik. 5 ay… iyi kötü… Artık diyebiliyorum ki annelik kesinlikle çoook çok güzel bişey. Son 2-3 haftadır Cevdet iyiden iyiye sosyalleşmeye ve özellikle şu son hafta baya baya konuşmaya başladı. Onunla oynamak, konuşmak -adını koyamadığımız hede hödö dilinde- çok güzel ve zevkli olmaya başladı. Ve ben de artık neden insanların çocuğa teşvik ettiklerini anlamaya başladım. Zaman meselesi bu aslında. Sabır sınavı her anlamda. Ama düşünüyorum da bir gün beraber karşılıklı kahve içeceğiz sahilde, ciddi meseleler konuşacağız, büyümüş olacak. Böyle bir güzelliği yaşamak için hayattan bir kaç ay kolaylıkla feda edilebilirmiş.

Biz her sabah ve her öğleden sonra çay içeriz ailecek. Sabah çayı kahvaltıyı takip eder,  öğleden sonra da -İngilizler gibiehihii-  4-5 sularında tatlı veya simit eşliğinde keyif yaparız. Bu keyiflere son zamanlarda Cevdet de ortak olmaya başladı. Önce çay fincanlarımıza saldırmaya başladı. Sonra dokunmak yetmez oldu fincana, aynen bizim gibi içmek istemeye başladı. Biz de ona minik fincanın içinde hazırladığımız nane çayını çay kaşığı ile içiriyoruz. Dün öğleden sonra keyfimiz esnasında çay kaşığına çıt diye bişey değdi. Şok halinde elimle yokladım hemen bu çıtın sebebini. Efendim çıtın sebebi ilk dışımızın pırtlamış olan ucu imiş, inanamadım. Sevinçle bütün sülaleyi haberdar ettim, deli olmalıyım. Artık koca adam oldu gözümde. İlkler ilkler…. Oturuyor bir süre kendi başına, yorulunca devriliyor çok komik. Büyüyor işte… O kadar lohusa halleri, zor geceler -ki hala devam eder- yaşansa da kuşçuk büyüyor işte. Diş yaa oh hala inanmak çok zor.

Meyve suyu veriyorum azar azar artık. Yavaş yavaş katılara geçiş olacak, yumuşak bir geçiş. Bakalım. Hazır gözüküyor kısmen :)

2 hafta sonra Ankara’ya geçiyoruz 17 Ekim-23 Ekim arasında Ankara’da olacağız. 23 Ekim’de de Mardin üzerinden Akçay’a vasıl olmayı umuyoruz, kazasız belasız…

Yaaa işte böyle.. Günler artık su gibi akıyor.

Anne olmak güzel bişey evet.

Bi de şu iki sandalye arasında kaldım ben, Chicco’nun özellikleri diğerinin ise pratikliği cezbetti.
1. http://www.ebebegim.com/MamaSandalyeleri/SunnyBabyCindyMamaSandalyesi.aspx

2. http://www.ebebegim.com/MamaSandalyeleri/ChiccoPollyCiftKilifliMamaSandalyesi.aspx

Yine fikir bekliyorum anlaşılacağı üzere.

Yazı kategorisi: Uncategorized | 3 Yorum »