Ben manyak oldum sanırım.
İçinde bulunduğum ruh halini başka türlü açıklamak zor.
Eşim yanımdan bir an bile ayrılmasın istiyorum, kalbim sürekli çarpıntı halinde. İşe gideceği zaman hüzünden ölüyorum, geç kalma ihtimali olduğunda kahroluyorum. Durup dururken o aklıma geldiğinde ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Bana neler oluyor? Hiç böyle olmamıştım daha önce…
Bebeğimle yalnız kaldığımda içime garip bir hüzün çöküyor. Sorumluluk bana ağır mı geldi acaba? Ne yapacağımı bilemiyorum. Oysa ki lohusalık süresini doldurdum. Artık geçmeli değil miydi bu haller? Bana neler oluyor söyleyebilecek, yardım edebilecek olan var mı? Çünkü ben doğurmadan önce bu halimle alakasız biriydim. Şu an kendimi tanıyamıyor, bu kendime alışamıyorum.
Haftasonu bebeğim ve eşimle teyzemlere gittik. Teyzem doktor gözüyle bebeğimize baktı, sevdi. Anneannemler de gelmişti, tek eksik annemler idi. Cevdet beyi teyzeme emanet edip alyans almaya gittik. Eskisi gibi sadece eşim ve ben. Galiba eşimle iki kişi olduğumuz günleri çok özlüyorum. Bebek uyanacak stresi altında olmadan birbirimize vakit ayırabildiğimiz o günleri… Bu yeni hayata alışması güç belki de… Neyse, cumartesi günü bu şekilde geçti, akşam da eşimin anneannesine uğradık dönüşte. Sonra eve geldik, bebeğimizi yıkadık, uyuttuk. Pazar günü öğleden sonra eşimin işi çıkınca içime bir sıkıntı çöktü. Evde yalnız kalmak istemedim. Atladım taksiye ve tekrar teyzeme… Takside bebeğim uyudu. Teyzemde de bir süre uyudu ve biz de çay içip sohbet edebildik. Zaten kısa süre sonra uzaklara gideceğimiz için kim bilir teyzeciğimle bu sohbet ne kadar değerli olacak. O akşam eşim bizi alana kadar bebeğimle genelde teyzem ilgilendi, ben de dinlendim sanırım biraz. Evet ya insan bir can yoldaşı istiyor, bütün mesele bu olsa gerek.
Sorumluluk duygusu mu acaba beni böyle acaip bir insana dönüştürdü. Bebeğim büyüdükçe geçer mi bu hal? Ya da annem yanımda olunca düzelir miyim? Acaba eşimi kaybetme korkusu mu yaşıyorum? Bunu yazarken bile gözlerim doluyor hemen.
Cevdet büyüyor, 45 günlük oldu bile annesinin manyaklıkları sürerken. Artık gözüyle bizi takip ediyor, beni ve babasını tanıdığını belli eden hareketleri var. Banyo yapmayı çok seviyor, giyinmeyi sevmiyor. Genelde iç badisini giydirdikten sonra ağlamaya başlıyor. Agucuk yapmaya başladı bir kaç gündür. bizim dana desenli koltuklarımızla konuşmaya bayılıyor. Koltuklarda bolca kahverengi leke ve beyaz alan var sanırım kontrastı bizim kuzuyu mestediyor. Ara sıra gazı oluyor, özellikle de sabah 5 sularında mutlaka ya gaz ya da kaka yüzünden uyanıyor. Gaz çıkarmaya çalışırken vücudunun girdiği şekiller çok komik:) Keyfi yerindeyse bıraktığımız yerde kendi kendine bir müddet durabiliyor ama sıkıldığı anda almazsak inanılmaz sinirlenip çok ağlıyor.
Ayrıca, itiraf ediyorum artık ayağımızda sallayarak uyutuyoruz. Diğer yöntemler elimizde patladı.
Ve ben o kadar kitap okumuş biri olarak hala nasıl düzen oturtacağımı bilemiyorum, aferim bana.
Şu şehir değişikliği zihnimi öyle etkiledi ki, yapacak o kadar çok şey var ki…
Hayırlısı…