
Orhan Pamuk “Güreşten anlamayan lafa karışmasın” demiş. Kendisi sözde soykırım ve Kürt konularında atıp tutarken güreşten çok mu iyi anlıyordu acaba? … Pek bi tarihçi gördüm Orhan seni… ahahahahaaaa
Kasım, 2006 için Arşiv
Lafa karışmayın!!! Karışmayın lafa!!!
Yazan: kisd Kasım 23, 2006
Yazı kategorisi: Uncategorized | 2 Yorum »
Olamaz!!!Bavulum soyulmuş.
Yazan: kisd Kasım 21, 2006
Demiştim, inanamamıştım. Özenle seçtiğim parfümlerim yoktu, ne üzücü. Ve sadece onlar değil emanet olarak getirdiğimiz ufak tefek şeyler de çalınmıştı. İncilerim de yoktu ayrıca… Aaa ben o kremi buraya koymamış mıydım? Allah Allah!! Hayır kesinlike başka yere koymuş olmalıydım, bavullarım soyulmuş olamazdı.
Oysa ki gerçekten soyulmuştuk. Bagajların 1 gün gecikeceği söylenmişti. New York aktarmasına yetişememişler. İyi tamam demiştik biz. THY görevlisi eşyaları eve getireceklerini söylemişti. Bagajlar eve geldiğinde ise durum buydu işte. Eksik… Gerçi sonrasında zararımız maddi olarak kısmen karşılandı. Ama o parfümleri seçerken, alırken yaşadığım sevinci geri getirmiyor tabii. Ya da özene bezene hediye aldığım kremleri artık söz verdiğim kişiye veremiyorsam ve utanıyorsam bunun için… aşkolsun THY diyebilir miyim?
Ne acı değil mi, ülkenin hava yolları firmasına iç çamaşırınızı- kokunuzu vs. emanet bırakamıyorsunuz. Bu olay aklıma nereden geldi derseniz -zira bilen bilir 2005 mart ayında yaşandı- yine gazeteden okuduğum birşeylerden… Haberi aynen Milliyet gazetesinden kopyalıyor ve linkini de veriyorum.
Yazı kategorisi: Uncategorized | 5 Yorum »
Bavul soyulma haberi:
Yazan: kisd Kasım 21, 2006
http://www.milliyet.com.tr/2006/11/21/guncel/gun07.html
“Denizlili iki öğrenci kardeş, ABD’den Türkiye’ye gelirken, valizlerindeki özel eşyalarının ve Victoria’s Secret marka iç çamaşırlarının çalındığını öne sürdü.Denizlili işadamı Selahattin Çınar’ın New York’taki R.I.T. Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğrenim gören kızı Canan ile oğlu Caner, 4 gün önce Chicago’dan İstanbul’a THY uçağıyla yolculuk yaptı. Aktarmalı olarak, İstanbul’dan İzmir’e gitmek üzere yeniden uçağa binen iki kardeş, Adnan Menderes Havalimanı’nda, bavullarını teslim alırken 4 bavuldan 3′ünün olmadığını gördü. Bavulların aktarma sırasında İzmir uçağına verilmediği ortaya çıktı. İstanbul’da kalan bavullar, Denizli’deki kardeşlere teslim edildi. Canan Çınar, Victoria’s Secret markalı 5 adet iç çamaşırı ile Banana Republie marka bikinisi, çizme, parfüm, krem, çanta, saat gibi özel eşyalarının bavullarından çalındığını söyledi. İki kardeş, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Ulaştırma ve İçişleri bakanlıkları ve THY’ye faks göndererek eşyalarının bulunmasını ve hırsızın yakalanmasını istedi.”
Çalan kişinin aynı kişi olduğundan eminim. Hatta bu kişinin bayan olduğundan da eminim. Nasıl ki benim parfümlerimin ayakkabı kutusunda olduğunu bildiyse, Victoria’s Secret markasının da gayet farkında. O kişiye İsmail YK’nı şu klip şarkısını armağan ediyor ve diyorum ki… umarım kremlerimi kullanırken cilt kanseri olursun. Evet ben hümanist değilim, napim, insanlar adaletsiz!!
Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;
Atmasyon haber yapanlara zooom (n)
Yazan: kisd Kasım 17, 2006
Yazmiycam, eleştirmiycem diyorum ama tutamıyorum kendimi. Yoksa ben de isterim hep çiçek- hep böcek- hep doğa konuşalım, yemek yiyelim mutlu olalım. Ama gel gelelim medyamızda bu aşırı “sorumlu” ve “bilinçli” yayın anlayışı oldukça burnumu sokmaya devam edeceğim. Ben de bundan zevk alıyorum
Nıhahahaaaa
Uzun yıllar “güya” Nevada’da yapılan bir araştırmaya göre… ile başlayan (Nevada’nın neresinde yapıyolarsa araştırmayı, ulan Nevada koca bi çöl bi tek Las Vegas var orda, nesse) , haber bültenlerinde bize bolca servis edilen saçmalıklara göre hayatımızı düzenlememiz öğütlendi.
-Nevada’da yapılan bir araştırmaya göre saçlar ucundan köküne doğru besleniyormuş hede hodo. Hemen saç uçlarına bakım yapılmaya başlanır tüm evlerde.
-Nevada’da yapılan başka bir araştırmaya göre, sayın seyirciler, saçların kökünden ucuna doğru beslendiği bilimsel deneylerle açıklandı. A, nolcak şimdi, biz kaç zamandır ucundan bakım yapıyorduk, vah gitti emekler.
Medya dayatmasıdır efendim, uzmanından birebir duymadıkça ve bu uzman da güvenilir olmadıkça TV’de duyduğunuz hi çir şeye kulak asmayın. Kenarımın araştırması… deyin geçin lütfen. Ya da illa ki çok bilimsel olmak istiyorsanız işin erbabı web sitelerinden bilgi edinin.Bana kalırsa ruhunuz nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşayın.
Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;
Yazan: kisd Kasım 17, 2006
Şimdi ise bomba bir araştırmadan bahsedeceğim
Süper kaliteli yayın anlayışından asssla ödün vermeyen Sabah Gazetesi’nde çıkan bir haber bu: http://www.sabah.com.tr/dun101.html Habere göre boy babadan kilo anneden geçiyomuş yavruya, “Dr Beatrice Knight konuyla ilgili olarak şunları söylemiş: “Bulduğumuz sonuçlara göre bir babanın boy uzunluğu çocuğunun gelişiminde büyük bir etkiye sahip. Uzun boylu erkeklerin çocukları da uzun boylu oluyor. Ayrıca çocuğun gelişimindeki en büyük etkenlerden biri de annenin kilosu.” Sallamasyon-atmasyon-tutamamasyon haber örneği bence. Cümlenin kuruluşundan aşikar. Bir kere doktorlar bilimsel veriler çerçevesinde konuşur, deney grubunu şunlardan seçtik yüzde bilmemnesinden bunu gördük yüzde başka bilmemnesinde de şunu şunu gözlemledik derler. Biliyorum çünkü bütün sülale hekim maşallah bizde. Ben de Lise-3 te karar değiştirmiştim zaten. Nesse… Bunlar konumuz değil.
İkincisi, araştırmanın ne yeri belirtilmiş, ne hangi araştırma kuruluşunun (hastane, ünv. Hastanesi, özel laboratuar vs. ) bu araştırmayı yürüttüğünden bahsedilmiş. Araştırma soucunun nerde yayınlandığı hakkında bir harf bile yok!! Ayrıca adı geçen doktoru bilimsel yayınlar arşivinden aratınca bahsedilen konuda tek bir makaleye bile ulaşamıyorsunuz. Kaldı ki makaleler bile tartışmaya açıktır. Hakkında makale yazılan her bilimsel konu bir gerçek değildir, sadece bir iddiadır (claims and facts). OH, ülkem insanlarını bu kadar kandırıyor olamazsınız değil mi?
Ben de bu uydurruk haberin amacını söyliyim mi size: “ Ey kadınlar uzun boylu erkeklerle evlenin, ey erkekler zayıf kadınlarla evlenin. Seçkin bir ırk oluşturun.”
Saçmalamayın lütfen ya, bu kadar da düz mantık olamazsınız. Aristo’dan Einstein’e döneli 100 yıl oldu, aşın kendinizi artık!!!
Yazı kategorisi: Uncategorized | 6 Yorum »
Mutfak maceralarım
Yazan: kisd Kasım 13, 2006
Bu haftasonumu kendimi mutfağa adamak suretiyle bir maceraya dönüştürdüm.
Öğleden öncesini temizlikle geçirdim cumartesi gününün. Hava güzel olsa ve migrenim tutmasa idi biraz dışarı çıkıp hava almak ve alışveriş yapmak istiyordum. Şartlar müsait olmayınca evde kaldım. Sonuçta cumartesi tüm gün ezik-ölük vaziyette yumuşak-pofidik şeylerin arasında oturup çay içip TV seyrettim ve gerçek anlamda ölü bir gün geçirdim. Ama ne yapayım, eşim çalışıyordu, evde yalnızdım, hava karanlıktı ve içim sıkılıyordu. Hatta o derecede bunalmıştım ki kalkıp kendime bi sucuklu yumurta bile yapmaya bile üşendim ve kebapçıdan sipariş vermek için cümle alemi ayağa kaldırdım. Huysuzluğum üstümdeydi malesef
Karnım doyduktan sonra ise adeta munis bir kedi oldum. Ama TV seyretmekten vazgeçmedim. Ne kadar abuk-subuk program varsa uc-uca ekeyip gözlerimin hakkını verdim. Bu arada her cumartesi akşamı Çin Sineması’nın beni benden alan örneklerini sanki maharetmiş gibi sunan CNBC-E kanalına saygılarımı sunarım. Gerçekten…
Pazar sabahı erken kalktım, tam 8:00 de. Sonra mutfağa gittim. Burada rastladığım ve hoşuma giden krep hamurunu hazırladım. Bu sefer inancım tamdı, evet bu krep işini başaracaktım. Hayatı boyunca yaptığı tüm krepler ( krep yap şeysi hariç) hamur olmuş bir insan için bu inanç ne demektir bilemezsiniz.
Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;
Yazan: kisd Kasım 13, 2006
Krep hamuru dinlenirken (sitede öyle yazıyordu, en az 2 saat dinlenecek!!!) ben de 2 haftadır sürekli yaptığım cevizli ekmeklerden hazırlamaya koyuldum.Hamuru mayalanması için kabıyla birlikte sarıp sarmalayıp kaloriferin üzerine yerleştirdim. Bu arada ben ekmek hamurunu elimle yoğuramıyorum çok yumuşak olduğu için, mikserin kalın-helezonik olan uçlarıyla yoğuruyorum. Sonrasında kahvaltı sofrasının diğer ayrıntılarıyla uğraşırken bir yandan da çayı demledim. Bu arada Cevizli Ekmeğin tarifi de Tarçın‘dan, sağolsun. Mayalanan hamura ceviz ve ayçekirdekleri katıp küçük, pofidik ekmekler hazırladım. Parlak olsunlar diye krepten artan bir yumurta sarısı ile ekmekleri cilalayıp fırına attım. Krepten nasıl yumurta artar demeyin, yumurtalarım çift sarılı
Kahvaltı sofrası hazır olduğunda tam kıvaında kreplerim ve sıcacık cevizli ekmeklerim ile birlikte güne başladık
Öğleden sonra ise yeniden 2 saatlik bir mutfak macerasına giriştim. Pek beğendiğim bir makarna çeşidi olan Fettucini tavuk-brokoliyi küçük deniz kabuğu makarnayla yaptım. Çok basit ve de leziz bir yemek bu. Yanında rokalı salatayla çok sevdiğim bir lezzet.
Onun yanısıra zeytinyağlı pırasa hazırlandı. Bu sezon hiç pırasa yemediğimiz anımsanarak… Ve küçük bir kase yoğurtlu kereviz salatası hazırlandı. Tatlı olarak da Tiramisu yapıldı. Belki yazacak çok şey var ama bi sonraki yazıya kalmış durumda. Blogger sağolsun.
Bu postumu da burada bitirirken, hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım.
Yazı kategorisi: Uncategorized | 2 Yorum »
Blogger, bana ACI çektirme!!
Yazan: kisd Kasım 6, 2006
Uzunca bir post yazıp bloggerda yayınlayamamak ne kadar acı bilir misiniz? Yazı 4 parağrafı geçti mi “sunucuya bağlanamadım” diyor sürekli. Ben de mecburen her yazıyı sunucu hatası almayacak parçalara bölüp yayınlamak zorunda kalıyorum. Aşağıdaki yazı da bu süreçten nasibini aldı. 3 parçada yayınlayabildim.
Blogger, benimle derdin ne?
Yazı kategorisi: Uncategorized | 4 Yorum »
Atatürk – Cumhuriyet – Ahmet Hamdi Tanpınar – Mikrokredi ve Nobel Barış Ödülü (1)
Yazan: kisd Kasım 6, 2006
Öncelikle büyük Atatürk’ün “Ey yükselen yeni kuşak, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizsiniz.” deyişini hatırlatmak istedim. Nicedir yitip giden söz hazineleri arasında, eski bir sandıkta anlamını kavrayacak birisini beklemekte olan sözünü… Bellki ki kavramlar hakkında düşünmekten ziyade konuşuyoruz. oysa ki “İki düşün, bir konuş.” geleneğine edeple bağlı kalmış bir neslin devamıyız biz.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir isimli eserini okuyordum. Erzurum ile ilgili bölümde doşalırken aşağıdaki parağrafta durakladım. Düşündüm, kaldım.
“……Cinisli ihtiyarla küçük kızın bende uyandırdığı hayallerden kurtulamıyorum. Kendi kendime “İstinat noktasını bulamadıktan sonra, kuvvet, hatta manivela neye yarar?” diyorum. Bu nokta insanoğlunun iyiye, güzele olan kabiliyetlerinden başka ne olabilir? Bu kabiliyetleri hayatta üstün kılacak bir dünyayı aramalıyız. Türkiye bunu en iyi şekilde başarabilecek mevkide. Henüz yolun başındayız. Geniş ve hür bir vatanımız var. Milletimiz de çok kabiliyetli. Ona, içinde kendisini gerçekleştirecek büyük, planlı bir iş hayatını açmak lazım. Cumhuriyet, yirmi yıldan beri birçok şeyler yaptı. Şartlar düşünülürse bundan daha büyük başarı olamaz. Yedi cephe artığı bir avuç okur yazarla işe başladı. Şimdi yurdun istediği yerine bilgili adam, teknik adamı yığabiliyor. Şimdi hayatı daha vuzuhla fethedebilecek durumdayız. Realiteyi daha yakından, daha iyi görüyoruz. Bu görüşü planlamak lazım.”
Cumhuriyet’in kurulmasından 20 yıl sonra yazılmış olan bu satırlar yalnız aydın ve bilge bir insanın görüşlerinden ibaret olmayıp sanıyorum ki derin düşüncelerin ve uzun sohbetlerin meyvesidir. Vizyon sahibi bir adamın cümleleridir.
Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;
Atatürk – Cumhuriyet – Ahmet Hamdi Tanpınar – Mikrokredi ve Nobel Barış Ödülü (2)
Yazan: kisd Kasım 6, 2006
Hem Atatürk’ten alıntıladığım söz, hem de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Cumhuriyet’in ilk yıllarında kaleme aldığı cümleleri birleşince günümüzde varolan bir kavramın derinliği benim için arttı. Bu kavram: “mikroekonomi veya mikrokredi”.
Nedir mikrokredi? http://www.tbb.org.tr/turkce/konferans/Mikrofinans.doc adresinde bol bol bilgi bulabilirsiniz, kopyala-yapıştır yapmayacağım. Kısaca özetlemek gerekirse, yine linkini verdiğim siteden aldığım “Çoğu kişiye göre, mikrofinans, çok yoksul ailelerin üretici faaliyetlere girişmelerine veya çok küçük işletmelerini büyütmelerine yardımcı olmak amacıyla onlara çok küçük meblağlarda kredi (mikrokredi) açılması ve verilmesi anlamına gelir.” ifadesi yeterli olur kanısındayım.
Türkiye, mikrokredi ile erken tanıştı ve bu proje ülkemizde çok çabuk meyve verdi. Kadın haber sitesi Uçan Süpürge’den bu konuda detaylı bilgi edinebilirsiniz. Sayfadan bir alıntı yapacağım sadece: “Diyarbakır’da başlatılan mikrokredi projesi kapsamında Diyarbakır’da 3600 kadına toplam 4 milyon 250 YTL verildi. Kredilerden toplam 25 bin kişi yararlanıyor. Diyarbakır’ın Kaynartepe Mahallesi’nde yaşayan Kevser Demir, iki yıl önce umutsuzluk içindeydi. İnşaatlarda çalışan eşi hastalanmış, hiçbir geçim kaynağı kalmamıştı. Demir komşularından mikrokredi projesini öğrendi. İlk aldığı 500 YTL’yle terlik alıp çevresindekilere sattı. Evlerinin girişindeki odunluğu oğlu Zafer’le küçük bir dükkana dönüştürdü. İkinci el raflar buldular. 46 hafta sonunda borcunu bitirdi, bu kez 800 YTL kredi aldı. Şimdi daha fazla terliği ve müşterisi var”
Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;