İklimlerden Londra
04 Oca 2012 12 Yorum
in Uncategorized Etiketler:Londra
Thames kıyısında, South West olarak adlandırılan kısımda uzak doğudan alınmış birbirinden değişik eşyalarla döşenmiş huzurlu bir salonda yazıyorum ilk Londra yazımı. Bir haftadır buradayız, 2012′ye leylek misal girmiş olduk.
Cevdet’in halası ve eşi bizi güzel evlerinde misafir ediyorlar ve böylelikle bu şehre sadece gezmeye değil yaşamaya geldiğimizi anlıyoruz.Sabahleyin, görülecek yerleri 3-5 güne sığdırma telaşından azade uyanıp (Cevdet’in “anne bana mama veğ, ben acıktım” sesiyle) ailecek bir masada kahvaltı etmek, kahvaltısını erken yapan Cevdet’in cam duvardan nehri seyrederken bize anlattıklarını dinlemek, sonra çayı tazelemek için kalkınca minik yavrunun yalnızlığa daha fazla tahammül edemeyip ayaklarımıza sarılması…Bir telaş giyinmek ve Cev’i de dışarı çıkmaya ikna etmek, sonra otobüs, sonra trenle gidilecek yerlere gitmek…
Londra bize hiç yabancı gelmedi, sanırım hiç kimseye yabancı gelmez. Gördüğüm bir kaç şehir bir kaç ülke oldu, bunların arasında Londra kadar etnik kimlik aşuresi bir şehir hatırlamıyorum. NY bile bana daha az kozmopolit gelmişti. İlk başlarda bu çok kimlikli yapıyı yadırgasak da kısa bir süre içinde alıştık İngilizce’nin farklı aksanlarını duymaya ve hayatımızda daha önce hiç duymadığımız dillerin ne olduğunu anlamaya çalışmaya…Gezmek için ilk sıralara koyamam kesinlikle burayı ve abartılan güzelliğinin bir pazarlama başarısı olduğuna inancım sonsuz ama yaşamak için güzel bir şehir. Şöyle 5000 pound gelirim olsun, 2-3 sene yaşayayım Londra’da dedim.
Güneş şu anda 16:00 gibi batıyor. Sabah erken de kalkamıyoruz, o sebeple günlerimiz sonbahardaki İtalya gezilerimizde olduğu kadar dolu dolu geçemiyor burada. Bir müze gezdiğimizde iptal oluyoruz çoğunlukla. Bir kaç gün = Bir müze + Lübnan lokantasında veya türevi etnik bi mutfakta yenen yemek, sonra eve dönüş, çay demleme, film + şarap veya çay (Cevdet’in uyanık olmasıyla bağlantılı olarak) sonra da uyuyakalmak şeklinde özetlenebilir. Bir günümüzü de kırmızı turist otobüsünde Hop On Hop Off ve Thames turu yaparak, sonrasında Taş Pide’ye ( Tate Modern müzesini geçin, sağda Shakespeare Globe’u da geçin ve hemen sağa dönün, işte o sokakta leziz yemekleriyle bir Türk lokantası var) South Bank üzerinden yürüyüp yemek yiyerek ve bu sefer Millenium Bridge’den San Pauls Katedrali’ne yürüyüp (buzz havada) otobüs + otobüs ile eve dönerek güzelleşti. 2 gün sadece alışveriş yapmak için Cevdet’siz çıktık, birinde Westfield AVM’ye gittik, diğerinde de Kensington High Street’de dolandık.
Devlete ait müzeler bedava (Madame Tussaud’s özel, o ücretli) , inanılır gibi değil. Müzeler çok da güzel aynı zamanda. Victoria &Albert’s Museum, Natural History Museum ve Tate MOdern’ı görebildik şu ana kadar. Görmek istediklerimiz listesinde benim 4 eşimin 2 müze daha var.
Victoria&Albert Museum’u çok sevdim, burada çok fazla fotoğraf çektim, ayrı bir yazı olarak düzenlemek istiyorum orayı. Dekoratif objeler, halılar, seramikler, gümüşler, cam işleri, dünyanın farklı yerlerinden bir araya getirilmiş her türlü harika parça kendilerine ait bölümde sergileniyor ve zevk sahibi olmaya abile bir zevk katma iddiasında bulunmayı hak ediyor. Özellikle porselen ve cam bölümlerinde kalabildiğim kadar kalıp bakabildiğim kadar baktım, güzel olanları zihnime iyice kazımaya çalıştım. Bu müzenin mimarisi de oldukça enteresan, büyük bir labirent gibi ve gezmek için en az 2 saat ayırmanızı tavsiye ederim. Geziniz bittiğinde oldukça yorulmuş olacaksınız, müzeye çok yakın olan South Kensington’da bir Lebanese Restoran ve onun 2 yanında bir Belçika Restoranı var. Her ikisi de çok güzel mekanlar, fiyatlar da turistik bir yer için normal seviyede.
Diğer bir ziyarete ettiğimiz müze Natural History Museum. Burası dinazor iskeletlerinin ve gerçeğiyle birebir uygun modellenmiş hayvan figürlerinin, dünyanın farklı yerlerinden toplanmış binlerce türün sergilendiği acaip bir yer. Bir T-rex maketi var ki aman Allah, çocukluğumda dinazorlara çok meraklıydım ve en ziyade korktuğum dinazor T-rex idi, kendisini demire plastiğe bürünmüş karşımda görünce çocukluk sanrılarım ve ben, topukladık
Bu müzeden çıkınca akşamımızı Covent Garden’da geçirdik. Covent Garden alternatif bir meydan, etrafında barlar, bir çok restoran, alışveriş yapılabilecek şık dükkanlar ve hediyelik eşya alabileceğiniz bir çok stand var. (Nostaljik reklam magneti, duvar panosu vs satan güzel bir stand görürseniz, iç köşede, bir merhaba diyin, Türk onlar) Biz gittiğmizde hava çok soğuk olduğu için sokak sanatçıları tek tük idi ama yazın burası cıvıl cıvıl oluyormuş diyorlar.
Yarın planımızda bugün eli kapıya sıkışıp yüzük parmağına kan oturan, parmağına bakıp bakıp üzülen Cevdet’i Science Museum’a götürmek var. Ordan çıkınca bebik arabasında uyuyacak biz de hava durumuna bağlı olarak araya bişiy daha sıkıştırabilir miyiz diye umutlanacağız.
Geldiğimizden beri hava mevsim normallerine göre ılık gidiyordu, dün güneş doğdu sevindik ve ince giyindik amma yanılıyormuşuz. Geldiğimizden beri en soğuk gün o güneşli gündü. Bu sabah ise fırtınayla uyandık ve bazı planları iptal edip evde kaldık ama öğleyin enteresan bir şekilde o korkunç bulutlar o çılgın yağmur bir bulutun önüne düşüp aldı başını gitti. Biz iptal ettiğimiz planların ardından bakakaldık, o esnada küçük Cev elini kapının menteşesinin olduğu tarafa sıkıştırdı ve üzüntü ve muz kabuğu…
Hayat ne acaip vapurlar felan…
Burdan isteği olan varsa desin, alışveriş listemde tek maddem eksik şu anda, İngiliz çay fincanları ve o minik, nostaljik desenli pasta tabakları…







Oca 04, 2012 @ 01:58:31
ne güzel bir gezi olmuş
benim için de londra hayatımı geçirebilirim dediğim tek yabancı şehir olmuştur. Devlet müzelerinin bedava olması beni de şaşırtmıştı. Bi de müze kartlarla övünelim. Londra’nın terör saldırılarından sonra eski etnik rahatlığını kaybettiğini söyleyenler var. Umarım ben de birgün kızımla, bu yazıdan da ilham alarak, Londra’yı gezebilirim. sevgiler.
Oca 06, 2012 @ 02:15:17
İnşallah gezersiniz, gezmesi güzel bir şehir, sevdim burayı ben
Oca 04, 2012 @ 09:44:44
porselen amlak icin Whittard of Chelsea’ye gitmeni tavsiye ederim. Cok guzel seyler var. Hatta internet satislari da var gidemezsen. Covent Garden’da scoop dondurmalarini tavsiye ederim bir de; muhtesem dondurmalari var. Londra’yi cok ama cok ozledim; benim icin south bank’te dolasip thames e bir selam yollar misin?
Oca 06, 2012 @ 02:17:55
Benden bizden.. Selamını uzaktan söyledim
Bir kere gittik, tekrar gider miyim emin olamadım şimdi South Bank’a. Porseleni antika pazarlarından almak istiyorum veya Charitylerden. Söylediğin mağazaya bugün baktım, çok güzeller evet, pahalı biraz. Bir kaç tane alınca epey bi tutuyor. Tavsiyeler için çok teşekkür ederim, umarım görmek istediğnin her yeri görürsün. Sevgiler…
Oca 04, 2012 @ 09:54:15
Bekle bizi Londra.. Kisdim biz de İskoçya’ya geçiyoruz , döne dolaşa oraya karar verdik.. ne manyaklık di mi:) ama giderken bir Londra seferi düzenler de T-rexleri görürüz inşallah.. öperim seni ve Cevdet’i..
Oca 04, 2012 @ 10:04:20
Edinbra’ya mi gidiyorsunuz yoksa Deli Annem? Harika bir karar vermissiniz, tebrik ederim. Edinburg ise Turk çoktur orada, hatta bir restoran ismi bile verebilirim
Oca 06, 2012 @ 02:18:53
Delim annem, İskoçya çok güzelmiş burda methini epeyce duyduk. Londra’yı da seversin sanırım, burda yaşamak güzel bişiy bence. Hayırlı olsun.
Oca 04, 2012 @ 11:55:02
Vaktinizin guzel gecmesine sevindim
Oca 06, 2012 @ 02:19:45
Avbicim teşekkür ederim. Mesaj atacağımdır.
Oca 06, 2012 @ 00:25:34
etnik kimlik aşuresi:))) var ya benim hiç merakım yok londraya. İlker geçen dedi ki, paramız vaktimiz olduğunda Londraya gidelim Noel zamanı mesela.. haydaaa kırk yıl düşünsem londraya gidelim demem. paris var roma var …
Oca 06, 2012 @ 02:22:12
Yelizim henüz karşılaştırma yazısı yazmadım, bence sıraya konursa 1. Roma 2. Londra 3. Paris (Paris’i görmedim ama anlatılanlara göre)
LOndra gezmek için çok çok zevkli bir şehir değil ama yaşaması çok güzel (bence) Mesela Arcasız gelip gündüz dolaşıp öğleden sonra müzikallere gitmek harika olurdu…
Öncelik Roma’da tabii…
Oca 08, 2012 @ 19:42:48
Hava güzelken south bankte uzun bir yürüyüş harikadır , British M. , Covent garden , Nothing Hill . Mayıstı sanırım , özledim birden
)